•  0
    Eleştiri

    Bauman soruyor: Eşitsizliğe neden katlanıyoruz?

      Selin Babila    0        0         Başlığı bildir

    Bu çalışmada, Zygmunt Bauman‘ın 2014’te yayımlanan “Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?” kitabından yola çıkılarak Bauman’ın eşitsizlik, zenginlik ve ekonomik büyümeye dair genel düşünceleri incelenmiştir.

    Bauman, kapitalizmin fakirler ve zenginler arasında yarattığı rekabeti ve var olan eşitsizliğieleştirmiştir. Bauman’ın esas fikri, gelişen ekonomik büyümenin herkesin zenginleşmesi anlamına gelmediği, azınlığın zenginliğinin gittikçe arttığı ve geri kalan çoğunluğun ise gittikçe fakirleştiğidir. Bauman, ekonomik büyümenin sınıfsal hiyerarşi içinde uçurumlar oluşturduğunun üzerinde durarak eşitlik kavramını ve insanların eşitsizliği kabul edişini, eşitsizliğin sürmesine her birimizin nasıl katkı sağladığını incelemiştir.

    İnsanlar sadece zengin oldukları için zenginleşiyorlar, fakirler sadece fakir oldukları için fakirleşiyorlar.

    – Bauman

    Bauman soruyor, “Biz ortalama insanların doğanın düzeninde var olduğunu düşündüğü sözde zorunluluklar nelerdir?”

     

    Dünya anlayışımızı (yanlış anlayışımızı) biçimlendiren her fikirde gizlice var olup sorgulanmadan kabul edilen, nadiren irdelenen ve kanıta dayandırılmayan öncüller nelerdir?”

    Bauman, yanlış inanışlarımız ele alındığında içinde bulunduğumuz kötü durumun sınanmayan, geçersiz ve yanıltıcı öncüllerden kaynaklandığının ortaya çıkacağını düşünerek yanlış kabullerimizi sıralamıştır:

    1- İnsanların bir arada yaşamasından kaynaklanan tüm sorunların üstesinden gelmenin tek yolu “ekonomik büyüme“dir.

    2- Sürekli artan tüketim, insanın mutluluk arayışını tatmin etmenin tek ve en etkili yoludur.

    3- İnsanların eşit olmaması doğaldır.

    4- Rekabet, hem sosyal adaletin hem de sosyal düzenin sağlanması için aynı anda gerekli ve yeterli koşuldur.

    Asıl olan ekonomidir, gerisi teferruattır anlamına gelen “It’s the economy, stupid” ifadesi Bill Clinton’ın 1992’de George H. W. Bush’a karşı başkanlık kampanyasında James Carville tarafından ortaya atılmış bir slogandır. Ortaya çıkışından sonra, bu ifade tüm dünyadaki politik söylemlerde önemli bir yere sahip olmuştur. Seçim kampanyalarında, politikacıların konuşmalarında sıkça kullanılan ifade, sokaktaki insanın da belki de üzerine hiç kafa yormadan inanç sistemine yerleşmiştir. Bu ifade şu anlama gelmektedir; halkın duyguları, sevgisi veya nefreti, seçim mücadelesindeki taraflara karşı tutumu “ekonomik büyüme” tarafından belirlenir. Sonuç olarak ekonomik büyümenin oranını yansıtan rakamlar iktidara giden yolda adayların seçilme şanslarını belirler.

    Longman sözlüğüne göre “oyunuzu size en çok parayı kazandıracağını düşündüğünüz kişiye vermek” anlamına gelen bir deyim vardır: vote with your wallet. Hayatımızın ekonomik büyüme ve maddiyata dayalı olduğu; düzgün, tatmin edici, onurlu ve yaşamaya değer bir hayat sürme ihtimalimizin de ekonomik rakamlara bağlı olduğu düşüncesi bu şekilde yerleşik kanı haline gelmiştir.

    Modern ekonominin öncüleri arasında yer alan seçkin zihinler ekonomik büyümeyi bir lütuftan ziyade pişman olunacak bir musibet olarak görmüşlerdir. John Stuart Mill, ekonomik büyümeden “durağan hale” kaçınılmaz bir geçişi öngörmüştür.

    Anaparanın ve nüfusun durağanlaşması insanlığın ilerlemesinin durması anlamına gelmez. Her türlü zihinsel üretim ile ahlaki ve sosyal ilerleme için her zamanki kadar faaliyet alanı olur; zihinler geçinme derdiyle meşgul olmayı bıraktıklarında yaşam sanatının geliştirilmesi için daha fazla alan yaratılır ve gelişme olasılığı artar.

    – Mill

    Keynes ise toplumun araçlar (ekonomik büyüme, kişisel kazanç) yerine amaçlara (mutluluk, sağlık…) odaklandığı günün önünde sonunda geleceğini umuyordu. Keynes’e göre, “Para hırsı ahlaksızlıktır, tefecilik suçtur, para sevgisi tiksindiricidir… Bir kez daha amaçları araçların üzerine taşıyacağız ve iyi olanı faydalı olana tercih edeceğiz.

    Para akışı üzerindeki düzenlemelerin kaldırılması zenginlerin istedikleri gibi hareket etmelerine, servetlerine servet katmalarına olanak tanımakta, bu durumun fakirleri daha da fakirleştireceği kesin olmaktadır. Fakirlerin gelir seviyeleri, iş bulma ve yaşamlarını sürdürebilme şansları da sermayedarların keyfine kalmış durumdadır. Buna bağlı olarak akut ruhsal rahatsızlıklar, sürekli endişe ve kronik mutsuzluk fakirlerin yakasını bırakmamaktadır. Bauman çalışmasında eşitsizliği ele almasının ötesinde, eşitsizliğin sürmesine her birimizin nasıl katkı sağladığını ele almaktadır. Eşitsizlik sorununa çözüm olarak iki öneri sunmuştur; bunlar ise fikir üretimi ve totaliter olmayan bir tarzda yaşam biçimine geçiştir.

    Seçil Topçu

    gaiadergi.com

     


  •  


Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapınız

 

Facebook Yorumları