•  0
    Biyografi

    Hayatını Yaşamaya, Sevmeye ve Şarkı Söylemeye Adayan: Edith Piaf

      Selin Babila    0        0         Başlığı bildir

    Kadim dostum Münire Muratoğlu/Aydın Mengüllüoğlu’na

    Kimsenin karşısında korkmadım. Kendime söylediğim yalanların en büyüğü korktuğumu sandığım anlardı.  Ne ondan korkuyorum ne de onun ayaklarımın altına sereceği servete değer veriyorum. Bir kez bile bir masada karşılıklı konuşup bir bardak çayı yudumlamadığım bu insanla aramızdaki bağın derinliğinin farkındayım. Ben ondaki o da bendeki güzelliklerin farkında. Bu bizi birbirimize bağlayan ve hiç kimsenin anlayamayacağı/ göremeyeceği bir yakınlık! Ne ben ona ne de o bana zarar verir. Ruhani olarak birbirine bağlı bu iki insanın bir dizi ortak yanları olduğu kadar bir o kadar da farklı yanları var. Ortak yanlarımız bizi birbirimize bağladığı kadar farklı yanlarımız da bizi diğer insanlarla aramızdaki farkındalıkları daha iyi anlamamızı sağlıyor.

    Nasıl ki o bir şeyi sevdiğinde tüm dünyayı karşısına almakta mahirse ben de öyleyim. Belki de bu yüzden hayatımda hiç kimse için ödemediğim bedeli onun için ödemeye gönüllüyüm. O yapacaklarını noktalamış bense yaşayarak yapıyorum. Benim de onun gibi saklayacağım bir şey yok. Onun dünyayı ayakları altına alan cesareti benim dürüstlüğüm ve yürekliliğim karşısında daha da bir anlam kazanıyor. Ben onun gözlerinin içine bakıp duygularıma sahip çıkabilirim tıpkı onun benim gözlerimin içine bakıp duygularını savunduğu gibi. Ben onun sahip olmayı hayal ettiği doğruyum o benim hayal ettiğim doğrudur.  Onunla acı çeken yanlarımız ve acı karşısındaki dik duruşumuz bizi ben ölene dek birbirimize bağlayacak. İşte bu yanımızdan dolayı onu seviyorum.  Belki de onun değil kendi ruhumu derinlemesine tahlil etmeliyim. Ruhumun ve düşüncelerimin saltanatını yerle bir etmeyi başarırsam onun hayatımda kapladığı alanın ne türden bir alan olduğunu algılayabilirim. Kavram kargaşası içinde onun benim için ifade ettiği duyguyu anlamlandıramadığım gibi bu duygunun ruhuma saldığı kökleri söküp atabileceğim gücü kendimde bulup bulamayacağımı da anlayabilirim. Ona sırtımı döndüğüm sürece kendime de kendi gerçeğimi de sırtımı döndüğümü artık biliyorum. Onunla özgürlüğüne düşkün tutsaklığa mahkûm iki insanız. Birbirimizin yıllardır hasretini çektiğimiz özgürlüğümüz olduğunu onun da anlamasını istiyorum. Onun karşısındaki tek yenilgim bu. Bu gerçeği şu an farkındayım. Onunla ruhlarımız birbirine kavuştuğunda huzura kavuşacak. Ben onun ikinci hayatında kendi hayatını yaşayacağı ilk/ son şansıyım. O zaman birbirimiz soylu olduğu kadar lekesiz geçmişimize başımızı yaslayıp birlikte ağlayabiliriz. Bu istekle hiçbir aşk, hiçbir bağlılık baş edemez. Ben onun Tanrı’ya yakarırken kalbimin ve ruhunun derinliklerinde söylediklerinin toplamıyım. Ölümünden sonra onu kötülüklerden koruyan muskasıyım kalbinde taşıdığı. Ben kitap okudum o beni okudu hayatla birlikte. Okuduğum kitaplar benim kafamı karıştırdı onun kafası ise beni okudukça aydınlandı. Ben onun yaşam iksiriyim, o benim musalla taşım. Bu tezatlık beni ona sürekli ona yaklaştırıyor.  Savaştayken insan acının şiddetin ve vahşetin canlı tanığı olduğu gibi o da bende kendi benliğinin canlı tanığı olacak. Edith Piaf’ın ölümünden sonraki hayatındaki yerimi almak için onun ruhuyla sohbet etmek istiyorum. Umarım bu içten gelen çağrıya kulak verir onun ruhuyla sohbet etme olanağını bulurum. Ben çocuk parkındaki banka oturmuş onu düşünürken onun bir anda yanıma oturduğunu fark ettim. İkimizde birbirimize bakakaldık bir süre. Sonra da birbirimize sarıldık. İlk soruyu ben sorarak konuşmamızın kilidini açtım.”

    “Neden yaşarken kendinden bahsetmek ihtiyacı duyumsadın sevgili dostum?”

    “Düşündüm ki öldüğümde insanlar hakkımda yerli yersiz çok şeyler söyleyecekler. Henüz vaktim varken gerçekleri kendim dile getirmek istedim. Bunu yaparken insanların bana acımaları tehlikesini göze almıştım. Hastanede yatarken anılarımı dikte ediyordum. Asıl korkum insanların benim gerçekte kim olduğumu unutmalarıydı. Unutulma duygusu yaşarken bana çok acı vermişti. Senin benim ruhumla sohbet etme isteğin benim için bulunmaz bir fırsat oldu. Geçmişim birbiri ardına üstüme üşüşüyordu. Gözlerimin önüne öncelikle en güzel anılarım geliyor. Bu dünyada yaşarken yaptıklarımın hiç birinde pişman olmadım. Öbür dünyada da şarkılarımı söyleyeceğim ve ısrarla “yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim” diyeceğim. Hastalık ve ölümün kefenini yırtıktan sonra hayatımı yazmak benim için farz olmuştu; zira her zaman bu kadar şanslı olmayacağımı bilecek kadar yaşadım.”

    “Hayatını yazarken kendine ve yaşadıklarına ne kadar dürüst davranacağını düşünüyordun?

    “Elbette ilk olarak çocukluğumdan, gençliğimden başlayacaktım yazacaklarıma. Yazmaya başladığımda onların bana o kadar uzak bir kadar da gerçekdışı geldiğini algıladım. Bunlarla ilgili şeyleri yazmaya başladığımda bir an yalan söylediğimi düşündüm. Yaşadıklarımı, içten sırlarımı itiraf/ affederek bu yükten kurtulacağımı düşündüm.”

    “Bu yükten seni kurtulmaya iten neden neydi?”

    “Amacım kendimi tanıyabildiğim ölçüde, gerçekte olduğum kadını tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktı. Böylelikle geçmişteki tüm kadınları oluşturabilecektim. Böylelikle afacan Piaf’ın ruhunu senin gibi anlayabilmelerini sağlayacaktım.  Çok kötü bir hayat sürdürdüğüm ne kadar doğruysa sürdürdüğüm hayatım o kadar da muhteşem olduğudur.  Hem kendimi hem de yaşamı/ yaşamayı çok sevdim. İnsanları/ erkekleri aşklarımı ve şarkılarımı çok sevdim. Sahnede ölmek istiyordum erkek ve kadınlar için. En önemlisi de beni son günümde yalnız bırakmayacaklarını düşündüğüm kalabalığı seviyordum. Ben oldum olası yalnızlıktan hoşlanmadım. Yalnız kalmaktan korkuyordum. Hele ki kendime daha fazla yaşamanın bir anlamı olup olmadığı sorusunu sormaktan korkuyordum.”

    “Kitabını okuyacakların senin hakkında ne düşüneceklerini düşünüyorsun?”

    “Bir yanıyla kitabımın samimi itiraflarla dolu olduğunu diğer yanıyla bir nevi günah çıkarmak için söylediğim son sözler olduğunu düşünmelerini istiyorum tıpkı Maria Magdelena’ya “Onun günahlarının çoğu affedildi, çünkü çok sevdi” demeleri gibi.”

    “Yaşadığınız aşklar hakkında neler düşünüyorsunuz?”

    “Aşk yazık ki benden daima kaçtı. Âşık olduğum hiç kimseyle ilişkim uzun sürmedi. Her seferinde aradığım aşkı bulduğunu sandım ama her seferinde de hüsrana uğradım. İlişkilerimin uzun süreli olmayışının altında yatan nedenin benim güzel bir kadın olmadığımdan dolayı kaynaklandığını düşünüyordum. İşin aslı ise benim ilişkilerimde fazla sadık ve çok alıngan olduğumdan kaynaklanıyordu. Ben bıkıp usanmadan büyük bir aşkı aradım bu yüzden hayatıma birçok erkek girdi. Yalan ve macerayla dolu ilişkiler benim tarzım değildi. Bazen küçük ayrıntılar masum yalanlar ilişkimin bitmesine neden oluyordu. Bazen de kendimi mucizeler yaratmasını beklediğim adamın kollarında bulmama neden oluyordu. İlk aşkım P’tit Louis’ti. O on yedi yaşındaydı bense on altı yaşımdaydım. Yaşadığım aşk komik olduğu kadar benim için bir hayat dersi oldu. Annem yoktu. Çocukluğum Lisieu’de, fakir kızların kaldığı anneannemin yönettiği bir evde geçti. Babam beni her almaya geldiğinde yanında yeni bir annem vardı. O zamanlarda şarkı söylerdim ve kazandığım paraya bağlı olarak değişiyordu sevgileri. Böyle yetişmem beni duygusuz biri yaptı. O zamanlar bir kadının bir erkeğin çağrısına evet demesinin kadınlık görevi olduğunu düşünüyordum. Bu yüzden sevgilim bana gel dediğinde onun peşinden gittim. Bir müddet sonra hamile kaldım ve kızımız Marcelle dünyaya geldi. Sevgilimi gerçek bir adam olan Lejyonerimle aldattım. Onu kaybettikten sonra bir gün kucağımda kızımla başka bir adamla yaşamak için çocuğumun babasını terk ettim. Kızımın babası beni kendisine dönmezsem kızımı bir daha göremeyeceğimi söyleyerek beni tehdit etti. Kızımın babasına döndüm. Kızımı kısa bir süre sonra menenjitten kaybettim. Kızımın ölümüyle sevgilim hayatımdan sonsuza kadar ayrıldı. On sekiz yaşımdaydım sadece toplumun alt kademesini tanıyordum. Bir anda kendimi Pigalle’deki barların, pezevenklerin ve fahişelerin tam ortasında buldum. Sonra Albert girdi hayatıma. Onun için yapamayacağım şey yoktu. Bunun tek nedeni aşka âşıktım ve aşkı iş haline getirmiştim. Albert’e her gün 33 frank vermek karşılığında anlaştık. Para kazanmak ve vergimi ödemek için şarkı söylüyordum. Bu şekilde kocamla birlikte Pigalle’de senelerce yaşadık.  Albert bana zengin kadınları soymak için zengin kadınlar bulmamı önerdi. Bulmazsam beni tehdit etti. Zengin kadın avına çıkmak için barları turluyordum.  Albert,  sevgilisi güzel Nadia’yı da fahişelik yapmaya zorlamıştı. Kısa bir süre sonra onun kendini Sen Nehri’nin sularına bıraktığını duydum. O an karar verdim bu bataktan çıkmaya. Ne ki Albert’ten kurtulmam kolay değildi. Ondan kurtulmak için ağır bedel ödedim. Bende hastalık derecesinde sevilme arzusu vardı. Kendimi ne kadar çirkin ve değersiz buluyorsan o kadar çok sevilmek istiyordum. Üç erkekle aynı anda birlikte oldum. Üç erkek de aynı kadınla birlikte olduklarını öğrendiklerinde kıyamet koptu. İçlerinde René bir insanı öldürebilecek bir kişilikteydi. René beni senelerce takip etti.”

    “Bu fırtınalı hayatın ne zaman sona erdi?”

    “Benimle gönül eğlendirmeyen salt bana yardım için elini uzatan ilk kişi şair Raymond Asso’ydu. Hayatıma girdiği sıralarda cinayetten suçlanıyordum kirli geçmişim benim bu işi yapabilecek kapasitede olduğumu kanıtlıyordu. Bu arada meşhur olmuştum. Her şeyi sesime ve beni sokakta şarkı söylerken keşfeden Louis Leplée’ye borçluydum. Beni Paris’in izleyebilmek için sıraya girdiği kabaresinde işe almıştı. Bir gecede meşhur olmuştum. Louis Leplée’nin aniden öldürülmesinden beni suçluyorlardı. Sonunda delil yetersizliğinden serbest bırakıldığımda yıkılmıştım. Umarsızlıktan bana “ seni seviyorum” diyen Raymond Asso’yu aradım. Ona gittim ve her şey değişti. Orada kitap okudum. Bana düşünmeyi öğretti. Üç yıl beni eğitti. Bana sabırla sevgiyle köpeklerin dünyasından farklı bir dünyayı tanıttı. Bana aşka başarıya olan inancımı yeniden kazandırmak için emek verdi. Bu güzel insanı ona acı verecek bir dönemde aldattım. Onu 1939 yılında terk ettiğimde kendimi aşk şarkıları söylemeye mecbur hissettim. Şu gerçek ki bir hilkat garibesi olmaktan çıkıp bir sanatçı olmamı ona borçluyum. Onun yazdığı şarkıları söyledim. Bir başka erkeğe âşık olmuştum Raymond Asso askere çağrıldığında. Paul nazikti. Tam benim hayal ettiğim erkekti. İlişkimiz iki yıl sürdü. Ayrılığımda ikimizin de sürekli turnede olmamızın payı büyüktü. Zamanla onunla arkadaş olduk. Yirmi beş yaşımdaydım ve aşkın ne olduğunu anlayamamıştım. Bir dizi aptallıklarda daha bulundum. Erkekler beni fethettiklerinde bir toprak gibi kullanıyorlardı. Kendime bir çeki düzen vermekte kararlıydım. Daha sonra hayatıma Takis Menelas girdi. Onunla kalmamı eşini boşayacağını, benimle evleneceğini, şöhretimden vaz geçmemi istiyordu. Ona inanmadım. Daha sonra karşılaştığımızda karısını benim için terk ettiğini beni hâlâ sevdiğini söylemişti. O an mutluluğu kendi ellerimle teptiğimi anlamıştım. İhtiyacım olan tek şey biraz güvendi. Hayatımı ölüm araya girmemiş olsaydı tümüyle değiştirecek olan tek kişi büyük insan büyük boksör Marcel Cerdan’dı. En acınası ölüm döşeğinde yanımda olan kocam Theo’ya rağmen onu anımsadıkça onun ölümünden dolayı duyduğum acının yüreğimde hiç hafiflemediğini görüyordum. Hayatımdaki tüm erkekler içinde ona dair duygularım içimi acıttığı için onunla yaşadıklarımıza dair ağzımı açmadım. Aramızdaki ilişkinin nasıl bir ilişki olduğunu bütün dünyanın öğrenmesini istiyordum ölmeden. Onu Tanrı’ya tapar gibi sevdim.  Hayatta kalması ve dünyanın onun nasıl eşsiz bir insan olduğunu öğrenmesi için yapamayacağım bir şey yoktu. Bütün dünyaya onun hayatımı değiştirdiğini haykırmak istiyordum. Raymond Asso bana başka bir hayatın varlığını birazcık anımsatmıştı ama Marcel bana dürüstlüğün şefkatin halen var olduğunu kanıtladı. Ondan sonra dünyam aydınlanmaya başladı. Önce onun cimri olduğunu düşünmüştüm. Kör bir arkadaşının yeniden görmesini sağlamıştı. Beni de sonsuza kadar kazanmasının asıl nedeni iç güzelliğiydi. Zengindi. Dünya şampiyonuydu. Hayatını yaşayacağına kendisini başkalarına adadı. Kazanacağı parayı tüberkülozlu çocuklara bağışlamak için ringe çıkıyordu durmadan. Ringde kesinkes yeneceği yaşlı bir boksörle karşılaştı. Adamın “Bırak yaşayayım Marcel, bırak yaşayayım!” diyen yalvarışını duydu. Bunun karşılığında karşılaşmayı puan üstünlüğüyle kazandı seyirciler onu yuhaladılar. Bana “Belki beni yuhaladılar ama inan ki kendimi hiç o kadar iyi hissetmemiştim” dedi. İyiliksever olmak onun kişiliğinin vaz geçilmez bir parçasıydı. Bir akşam A.B.C’nin çıkışında bir grup hayranım beni sarmak ve benden imza almak istediler. Burnu havalarda olan ben “Beni rahat bırakın” diye homurdandım ve Marcel’in arabasına bindim. Onun ilk kez bana karşı soğuk davrandığını gördüm. “Beni hayal kırıklığına uğrattın Edith” dedi ve devam etti konuşmasına: “Ama senin imzanı almak isteyen kişiler, karşılığında sana sevgilerini vermek istiyor. Onları ünlü olmadığın yıllarda nasıl da büyük bir sabırsızlıkla beklediğini hatırlıyor musun? Sadece bir an dur ve bir gün onları eskisi gibi bekleyeceğini ama onların gelmeyeceğini düşün” dedi. O günden sonra hiçbir hayranımın imza isteğini reddetmedim. İlk kez bir erkek benim kendisinden daha önemli olduğumu hissettirmişti bana. İnsanlarım hem kötü yanları olacağını hem de dürüst olamayacaklarını kabullenmiyordu. Bu aşk benim için fazlaydı. Paris-New York uçağı Asor üzerinde düşmüştü Marcel Cerdan uçaktaydı. O ölmüştü! Karısından gelen telgraf üzerine Casablanca’ya gittim. Beni havaalanında karşıladı karısı. Marcel ikimizi de öylesine değiştirmişti ki ben onun oğluna bakabilecektim. Marcel’in ölümünün akabinde dört yıl uyuşturucu bağımlısı oldum. İğne vurarak bile olsa şarkı söylemeyi bırakmadım. Morfine bir servet harcadım. Öyle bir hale geldi ki intihar etmeyi düşündüm. Tedavi merkezinde vahşi hayvanlar gibi morfin için ulurken annemin yüzünü gördüm. O an doktorumun bir iğne morfin daha yapalım sana teklifine “hayır” dedim. Annem de dört kez tedavi olmuştu 1945 yılının ağustos ayında odasında yüksek dozda morfinden ölmüştü. Onu hatırlamıştım ve doktorumun iyileştirdiği tek hastası olmuştum.”

    “Erkeklerle ilişkilerini iyileştiğinde nasıl sürdürdün?”

    “Ünlü bir bisikletçi girdi hayatıma. Adını ailesini ve çocuklarını korumak için saklıyorum. İlişkimiz başladı. Ne karısından vazgeçti ne de benden. İlişkimiz onun evliliği yüzünden bitti. Eskisi gibi bir erkekten bir başka erkeğe gidiyordum. Bir gün Jacques Pills’e rastladığımda yine böyle sıradan bir macerayı arkamda bırakmıştım. Benim içim yazdığı şarkıyı okumam için kapımı çalmıştı. Şarkı çalışmaları sürecinde ona âşık olmuştum. Günlerce aşkını bana itiraf etmedi. Beni sevdiğini söylediğinde benimle evlenmesini istedim ondan. Evlendik. Tek duam bir daha asla yalnız kalmamaktı. Çok mutlu oldum. Benim mutluluğumu tehlikeye atan normal olmayan davranışlarımdı. Yüzünü beğenmediğim birinin yüzüne pekâlâ bir restoran ortamında bağırarak o insanın yüzüne söylüyordum. Jacques Ceran’dan sonra tanıdığım en güçlü ve en esaslı erkekti. Ona hayatıma dair her şeyi anlattığımda beni yargılamıyordu. Onunla da boşandık. Bana son sözleri şuydu: “Sen aşk ile daima oynamak zorunda kalacaksın, çünkü aşk senden daha güçlü” dedi. Boşandıktan sonra mahvolmuştum. Yeniden aşk avına çıktım. Hayatımda Douglas Davis vardı. Rahatsızlığımdan dolayı bir ameliyat geçirirken ölmeyi düşünüyordum.  Douglas’ın varlığı beni yeniden hayata bağladı. Bir yıl boyunca mutlu bir beraberliğimiz oldu. Basit bir kavgadan dolayı kaybettiğim Douglas’ı da bir uçak kazasında kaybettim!”

    “Batıl inançların var mıydı sevgili dostum”

    “Evet, vardı. Ölümden korkmuyordum. Ölümden sonra başka bir yerde yaşayacağıma yürekten inanıyordum. Marcel’in ruhuyla ruh çağırma sayesinde defalarca konuştum. Daha sonra tanıdığım bir büyücü sayesinde babamın ruhuyla da konuştum. Bilim de rüyalarla ilgileniyor ve sadece adını koyamıyor bu gizil gücün. Yaşadıklarımdan dolayı doğaüstü güçlere kesinlikle inanıyordum. Yanımda sürekli altın bir haç taşıyordum. Theo’yla nikâhımız perşembe günü kıyılmıştı. Perşembe günleri benim şanslı olduğum gündü. Ben bir Yay olduğum için Balık burcundan olan insanları sekreterim olarak işe alıyordum. Ayrıca adları M ve C  ile başlayan insanların hayatımda çok önemli rolleri oldu. Louis’ler benim dayanak noktamdı. Babamın ve kızının babasının adı da. Louis’di. Hayatım boyunca sevilmenin ve mutlu olmanın peşinden koştum.”

    “Yaşadıklarınızı unutmak için içkiye mi sığındınız?”

    “Eve, öyle. İçkiyi hayatımda çıkarmak için en sancılı savaşı verdim. İçkiye kızımın ölümünden sonra başladım. İçmenin unutturduğunu öğrendiğim gün,  hayatın umutsuzluğun mutsuzluğun uçsuz bucaksız derinliğinde kaybolmuştum. İçki içmek için katlandığım ve içine düştüğüm acınası durumun tek haklı sebebi vardı o da bir an için acı çekmemekti. Rüyamda ölen kızımın benim için ağladığını gördüm. Aynı gece menajerimden beni tedavi merkezine götürmesini istedim.  Tedavi merkezinden çıktıktan sonra ağzıma bir damla alkol koymadım.”

    “Yalnızlık konusunda neler söylersiniz?”

    “Zengin ve ünlü olduğumda fakir günlerimin acısını çıkarmak için müsrif biriydim. Zengin olmam fakir günlerimin bende bıraktığı derin izleri silmeyi başarmıyordu. Sırf parasızlık yüzünden on franka kendimi sattığım gerçeğini beynimde silmem kolay mı? İlk iş olarak temizlikçilik yapmıştım; bu işe uygun biri olmadığımı anladığımda bir ayakkabı firmasına girdim. O zaman hamile olduğumdan dolayı işimi kaybetmiştim. Çocuğumu gömmek için eksik kalan on frank karşılığında kendimi satmak zorunda kaldığımı tanımadığım adama söylediğimde bana “Git bebeğim! Hayat her zaman insana gülümsemiyor, öyle değil mi?” diyerek bana ihtiyacım olan parayı verdi. Hayatımda kendimi ne kadar yalnız hissetsem de darda kalanlara en ufak karşılık beklemeden yardım etmemin asıl nedeni tanımadığım bu adamdır. Bugün bile başkalarına yardım etme duygusunu bana miras bırakan o insana minnettarım.”

    “Daha çok para kazanmak istediğin oldu mu?”

    “Benim için hayatımda iki şey önemliydi aşk ve şarkılarım. Gerçekten milyonlar ve milyarlar kazandım. Gerçekler ise farklıydı. Sadece birkaç ay geçineceğim kadar param vardı. Yaşamam için şarkı söylemem gerekiyordu. Deliler gibi harcamasaydım bu duruma gelmeyecektim. Delice harcadığım parada milyonlarca iyilik ettim insanlara. Kızgınlığımda üzerimdeki bir servet değerindeki mücevherleri tuvalete atmakta beis görmüyordum. Milyarlarca para ödeyip döşettiğim odamda uyuyacağıma hizmetçilerin kaldığı odayı tercih ediyordum. Arkadaşlarıma şeker gibi dağıttığım arabaların sayısını bile bilmiyorum. Bir gün bir kadını umarsızlık yüzünden çocuğunu bir meyve sepeti içinde bir yere bırakırken bulmuştum. Bir genç tarafından aldatılan bu kadın henüz on dokuz yaşında bile değildi. Ailesi kapıya atmıştı sevgilisi de terk etmişti onu. Ona üzerinde bir milyon yazılan çeki verdim. Bana üç yıl sonra mektup yazdı. Evlenmişti. Kızının adını Edith koymuştu zarfın içindeki Madalyonun üzerinde Merci yazıyordu. Ölene dek o madalyonu vardı üzerimde. Borç batağındayken bana yardım eden dostumun benden para konusunda yardım istediğinde ona cimrilik edip benden istediği parayı vermedim. Ama ona gerekli parayı sağlayacak olan altın külçelerimi de elimde tutamadım.

    “Sevgi ve aşk için yaşadığını söyledin.  Asıl şarkıların için yaşadığını düşünüyorum.  Bu konuda ne söylemek istersin?”

    “Sevdiğim tüm erkekler başkalarını sevdi oysa şarkılarım kalbimdi. Bazen dağların yerini değiştirmek istiyordum. Benimle sadece dost olan erkelerin de olduğunu gururla söylemek istiyorum. Yves Montand’la aramda geçeni aktarabilirim. Onun yeteneğini keşfettim ve ona yardımcı olmaya karar verdim. Ondan sadece aşk şarkıları söylemesini istemiştim. Tavrını değiştirdiği için seyirciler yuhalamıştı onu. Zamanla onunla aramızda benzersiz bir dostluk oluştu. Onun meşhur olmasını sağladım.”

    “Öyle bir geçmişi göğüslemek cesaret gerektirir diye düşünüyorum. Sen cesaret konusunda ne düşünüyorsun?”

    “Hayatımda bir dizi talihsizlik oldu. Yaşadıklarımdan öğrenmiştim, gerçek dostlarımı ayırıp diğerlerini hayatımdan çıkarmayı. Doktorlar şarkı söylememi yasaklamalarına karşın ayakta kalmak için şarkı söylüyordum. Gazeteler içki ve uyuşturucu kullandığım zamanlarda sahnedeki berbat halimden dolayı benim efsanemin bittiğini yazmışlardı. Theo Sarapo hakkında konuşmak büyük bir cesaret gerektiriyor. Oğlum yaşımdaki kocam, sevgilim hakkında konuşmak için gerçekten büyük bir cesarete ihtiyacım vardı. Onun evlilik teklifine evet demek o güne değin tüm yaşadıklarımdan daha zor gelmişti. O 27 bense 47 yaşımdaydım. Bu dedikoducuların hakaret boyutuna vardıracakları bir olaydı. Benimle dalga geçilmesine  alışmıştım. Hayatımda yaşadıklarımdan öğrendiğim tek şey vardı o da önem verilmeyen konuların insana erişemeyeceğiydi. Yeter ki insan kendisiyle barışık olsun ve mutlu olmayı bilsin. Onunla evlendiğim için mutluydum. Bu evlilik kariyerimi yerle bir edebilirdi. Ama ben yalnızlık nedeniyle yorgun düşmüştüm. O beni ben de onu seviyordum başka hiçbir şeyin önemi yoktu. Theo’ya karşı bir anne sevgisiyle yaklaşıyordum. Bu evliliğe onun ailesinin onay vermesi benim için çok önemliydi. Ailesi evliliğimize onay verdiğinde gözyaşlarımı tutamamıştım. Onun ailesiyle aynı masaya oturduğumda hayatta ilk kez bir ailem olduğunu düşündüm.  Theo da şarkı söylüyordu. Bundan sonra hayatımızın şarkısını birlikte söyleyecektik.”

    “Sevgili dostum bana vakit ayırdığın için sana teşekkür ederim. Seni ve bana şu an gösterdiğin içtenliği ölene dek unutmayacağım. Seni sevgiyle kucaklıyorum.”

    “Ben de seni sevgiyle kucaklıyorum. Bana ayrılan saatin dolduğunu fark ettiğin için böylesine zarif bir şekilde benimle veda etmenden çok etkilendim. Gözyaşlarım seni üzmesin bunlar mutluluğun gözyaşları.”

    Kaynak: Edith Piaf. Arion Yayınevi. Çeviren:  Özgür Güneş. S. 157

    Bedriye Korkankorkmaz

    bedriyekorkankorkmaz@gmail.com

    Yazarın diğer yazıları.

    sanatlog.com

     


  •  


Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapınız

 

Facebook Yorumları