•   Selin Babila    0        0         Başlığı bildir

    Selim Turan , Sakıp Sabancı Müzesi , Tez, Antitez, Sentez  Sergisi

    Selim Turan, Tez, Antitez, Sentez başlığıyla Sabancı Müzesi’nde gerçekleşen serginin küratörü Necmi Sönmez ile Selim Turan ve sanat odaklı bir röportaj gerçekleştirdik. 

     Sergi, izleyiciyi sanatçının dönüm noktalarını gösteren eserlerle yüzleştirmenin yanı sıra sanatçının felsefesi izinden giden bir anlayışla düzenlendi. Bunu bir sergide bir arada verme başarısı nasıl bir anlayışın sonucu?  Hazırlık sürecinden bahsedebilir misiniz?

    N.S.: Selim’in Akademi’ye girdiği 1935’ten vefatına, 1994’e dek izlediği gelişim çizgisi, geçen yıl Yapı Kredi Yayınları için kaleme aldığım kapsamlı bir monografinin ana temasıydı. Bu kitaba 2014-2016 arasında yayıncı Veysel Uğurlu ile çok detaylı bir şekilde hazırlandık. Sanatçının seramik sanatçısı eşi Şahika Turan tarafından büyük bir özenle korunan kara kutusu ve arşivi masamızın üzerindeydi. Adım adım, adeta arkeolojik bir kazı yapar gibi 1935’ten 1994’e dek Selim’e ait her şeyi detaylı olarak ele aldık, kâğıtlarının, davetiyelerinin önüne arkasına bakarak arkasında bırakmış olduğu her izi görmeye, algılamaya çalıştık. Bu sırada öylesine ilginç, önemli detaylarla karşılaşıyorduk ki, Selim bunlar hakkında ne kimseyle konuşmuş, ne de biyografisine not olarak koymuştu. Yavaş yavaş bu konuşmayan, yaptıklarını adeta gömen ressamın ruh dünyasını kavramaya başladığımı duyumsadım.

    Daha sonra sergi için Dr. Nazan Ölçer’le birlikte çalışırken Selim’in sıçrayış yaptığı noktaları tespit ederek, onların üzerine yönelen, sanatçının araştırmalarının arka planına girmeyi hedefleyen bir sunum üzerinde yoğunlaştık. Selim’i sadece kendi eserleriyle değil, düşünce yapısı, dünyaya bakış açısıyla yorumlamak, görünenin ötesine geçmek, oluşum süreçlerini duyumsatarak izleyicilerin onu tanımasını sağlamak da bizim için önemliydi.

    – Sanatçının yaşadığı yıllarda Doğu Batı karşıtlığını yaşamış birey olarak Selim Turan’ın arayışlarının uzamasında ve resminin bir parçası haline gelmesinde bu karşıtlığın yarattığı lirizmden bahsetmek mümkün müdür?

    N.S.: Lirizm bu bağlamda dile getirebilecek güzel bir benzetme. Selim babası Hüseyinzade Ali Bey’in düşünce dünyasıyla büyümüş, kelimenin tam anlamıyla Doğu ve Batı kültürlerinin ortasında duran bir özelliğe sahip. Önce Osmanlıca yazmayı, okumayı öğreniyor, sonra yeni Türk alfabesiyle, ardından Fransızca olarak eğitim alıyor. Yani hem soldan sağa, hem de sağdan sola doğru yazabiliyor. Bu galiba Selim’in yaşamında hep karşımıza çıkan bir özellik. Örneğin 1935’te Akademi’ye girdiğinde bir yandan klasik akademik eğitim alırken, diğer yandan hat, minyatür, tezhip dersleri de alıyor. 1947’de gittiği Paris’te ilk üç yıl boyunca güncel eğilimleri takip ettikten sonra 1951’den itibaren kaligrafinin etkisini taşıyan soyut resimler yapıyor. İşte bu noktada, 1951 ile 1966 arasında Selim’in son derece etkileyici kompozisyonlar gerçekleştirdiğini görüyoruz. Ağırlıklı olarak siyah rengi kullanarak gerçekleştirdiği tuvallari son derece etkileyici. O dönem Paris’te üretilen sanatın, gerçekleştirilen tartışmaların merkezinde yer alan bu resimleriyle Selim’in kendi sesini, soluğunu bulduğunu görüyoruz. Hakkında çıkan tüm sergi eleştirilerinde Fransız eleştirmenler gizemli bir ışıktan söz ediyor. Bu ışık bence onun Doğu’dan, mistizmden, tasavvuftan aldığı etkilerle oluşturduğu bir özellik.

     

    -Selim Turan resminin o dönemdeki dünyadaki siyasi bunalımdan etkilenmiş midir?

    N.S.: Selim’in sanatında politik gelişmelerin derin izlerini görüyoruz. 1941’de, II. Dünya Savaşı’nın göbeğinde Muğla’da, Bodrum ve Fethiye’de resimler yaparken sıradan manzaraların arkasına Türkiye’nin de içinde olduğu gerginliği eklemiştir. 1947’de Paris’e vardığında karşılaştığı atmosfer ve savaşın ardında bıraktığı tortular da soyut eserlerinin arka planını oluşturuyor. 1968’de Paris’teki öğrenci olayları sırasında  protestoların etrafında figüre yönelmesinde, arayışlarını buna kaydırmasında gördüklerinin, yaşadıklarının da etkisi var.

    Kaynak: hurriyet.com.tr

    – Basında serginin çağdaş bir sergi olduğu, sadece retrospektif sergi niteliği taşımadığı yer aldı. Sergiye çağdaşlığı katan unsurlar nelerdir?

    N.S.: Ben Selim’in çalışmalarını elimizdeki olanaklar çerçevesinde yorumlamaya çalıştım. Nasıl Beethoven’in, Scarlatti’nin, Debussy’nin eserlerinde hiç değişmeyen notalar olmasına rağmen Karajan, Abbado ya da Celibidache yorumlarından söz edilebiliyorsa, Selim’in eserlerini de güncel tekniklerle, günümüz perspektifinden ele almayı hedefledim. Sergimizde, Sakıp Sabancı Müzesi’nin sağlamış olduğu destekle daha önce Türkiye’de denenmemiş olan sunum tekniklerini kullandığımız için izleyiciler çok memnun kaldılar. Çünkü bu sayede Selim’in sanatına olduğu kadar onun kapalı iç dünyasına da yakınlaşabildiler. Özellikle genç sanatçılardan ve üniversite öğrencilerinden aldığımız geri dönüşler son derece etkileyici.

     Selim Turan’ın hocası, Feyhaman Duran ile eş zamanlı açılan serginin artık sanatçılar arasında bir usta çırak ilişkisi yerine sergileme açısından birbiriyle konuşan eserler eğilimini mi gösteriyor?

    N.S.: Selim, hocası Feyhaman Duran ve eşi Güzin Hanım’la yakın bir ilişki içindeydi. Selim’in ailesi ile Duran’lar arasında karşılıklı sevgiye, saygıya, artık günümüzde benzerini görmediğimiz önkoşulsuz muhabbete dayalı bir dostluk vardı. Bu yakınlık Selim’in öğrenciliğinde yapmış olduğu birçok resme doğrudan yansımıştı. Aslını isterseniz ben Selim’in öğrencilik, arayış dönemlerini değil de, kendi dil bütünlüğünü yakaladığı süreçleri serginin omurgasına yerleştirmeye çalıştım. Dolayısıyla iki sergi arasında birbiriyle konuşan eserlerden ziyade, farklı kuşaklardan iki sanatçının duruşları ön plana çıkıyor. Ama elbette bu duruşlar arasında ortaklıklar, yol kesişmeleri, yakınlıklar kurulabilir.

    Teşekkür ederiz.

    Biyografik Not:

    Dr. Necmi Sönmez (1968, Istanbul),  Mainz, Paris, Newcastle ve Frankfurt’ta sanat tarihi eğitimleri aldı. Doktorasını Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi’nde Wolfgang Laib üzerine yaptı.

    Viyana’da Wiesbaden ve Moderner Kunst Stiftung Ludwig Müzelerinde Küratöryel Uzman olarak çalıştıktan sonra, Folkwang Essen Müzesi’nde Çağdaş Sanat Bölümü’nün yöneticiliğini yaptı. Kunstakademie Kassel’deki görevinden sonra FRAC Franche-Compté Eser Satın Alım Komitesi üyesiydi. Ardından Kunstverein Arnsberg’in Sanat Direktörlüğü’nü üstlendi (2005-2008).  2009-2014’te ArtCenter İstanbul Artists Residency programını başlattı.

    Halen çalışmalarını Düsseldorf’ta bağımsız küratör ve sanat tarihçisi olarak sürdürüyor. Milano’daki Skira yayınevinde bağımsız editör olarak çalışan Necmi Sönmez, Tate, Staatliche Museen Berlin, Borusan Contemporary başta olmak üzere birçok uluslararası kurumla ortak projeler üretiyor.

    Evrim Sekmen

    izlekler.com

     


  •  


Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapınız

 

Facebook Yorumları