•  1
    Deneme

    Sondan Az Önce

      Kara Koncalas    4        0         Başlığı bildir

     Çok yakında öleceksin, dedi. Yazık, ne zaman olduğunu söylemedi. Yakınlık eğer bir uzaklık birimi ise, ve ''uzaklık'' bunun karşıtı ise, istemeden de olsa bir şeylerin karşısına geçip gereksiz yere üzerime bir muhaliflik kisvesi almış bulundum. Bu durumda sanırım fazla yaşayamam! Fazla yaşayamayacağını öğrenen kişilerde  sanırım benim gibi gereksiz düşüncelere kapılıyor. Bu düşüncelerden arınmak için doktoruma dönüp ''Ne yapmalı ?'' diye sordum. Duru ve sade bir cevap ile bütün somurtkanlığımı savurdu, ve dedi ki '' aklında kalan şeyleri yap''...
        Aklımda en son ne kalmıştı? Ya da herhangi bir akıl gerçekten mevcutmuydu. Yani, ben yakınlığının çok hızlı geleceğini tahmin ettiğim ''Ölüm'' ile tanışmak için, aklımda kalması muhtemel görünen bir takım şeylerimi yapacaktım. Bunlar, imkansızlık havuzunda balık tutan bir avuç delinin zırvası olmalı. Yapılabilecek tek şey vardı, o da sağlıklı bir birey gibi hüzün içerisinde beklemek. İyi de sağlıklı birey hangisiydi ? Sigortasını eksiksiz yatıran mı? İbadetini eksiksiz yapan mı ? Yoksa İbadet bir nevi sigortamıydı ? Kafamda ki bu  gereksiz sorular, bana sağlıklı bir birey olmadığımı hatırlattı. Ne yazık...
       Ah, ''Ölüm'' ne de sancılı bir şey çıktın, dedim. Aklıma yeniden doktorun sözleri geldi ve en iyisi oturup bir köşede ölümü beklemeli diye düşündüm. Peki ama Azrail nerede beklendirdi ki? Hem nasıl yerler sever ? Köftecide falan beklenmez herhalde, dünya hayatından biraz daha uzaklaşmaya yakın, muhevi bir ortam olmalı...
       Bütün bunları düşünürken aklıma ''Montaigne'' amcanın sözleri geldi.(Ölümün bizi nerde beklediği belli değil, iyisimi biz onu her yerde bekleyelim...) dediğinde sonuna kadar haklı olan amcamızın dediğini yapma kaygısı ile Üsküdarda ki ''Kız Kulesi'' karşısına oturdum. Hemen kulenin karşısına koyulmuş bir çay bahçesi ve satılan bayat çaylar eşliğinde beklemeye başladım. Çaylar kötü olsada manzara güzeldi. Eskiden bu yerler çok güzelmiş, diye, geçirdim içimden. Mesela ''Orhan Gazi'' tam arkamda bulunan yere kurduğu Otağ'da anlaşmış Bizans İmparatoru ''İoannes Kantakuzenos'' ile. Birden durup gene kafamda ki delisel çarkların dönmeye başladığı fark ettim. Hemen kendimi toparlayıp, beklemeye devam ettim. Ama ne kadar beklemem gerektiğini bilmiyordum ve açıkcası sıkılmaya başlamıştım. İster-istemez en başa dönme durumunda kaldım ve doktorumun sözlerini hatırladım.
        YAKINDA ÖLECEKSİN! İyi de Neden ? Çünkü; vakit dolmuş. Ah, bu fani dünya. Bütün bocalamaları boşa çıkartıp, kendi istediğini dayıyor gene bize. Anlaşılan bütün düşünmeler boşa.Çünkü; hakikati ancak ve ancak, Ölümün  korkunç çığlıkları ile beraber son hücremizde öldüğünde kavrayabileceğiz.Ve,''Tanrı Yardımcın olsun'' Demek isterdim aynada bakıp kendime. Ama dediğim gibi, üzerimde gereksiz bir muhalefet kisvesi, yakınlığı çok yakın bir ölüm ve kafamda anlamdaşları tehdit etmiş sorular var...
     

     


  •  


Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapınız

 

Facebook Yorumları