•  0
    Roman

    Zara'nın Dünyası - 1

      Selin Babila    0        0         Başlığı bildir

     Merdivenleri tırmanmaya başlayınca, mermerin ayağımın altında şişme bot hissi verdiğini fark ettim. Evde beni bekleyen şeylerle kafam öyle doluydu ki, kapının koca tokmağını çalana kadar bununla ilgilenmedim bile. Buraya geldim geleli gördüğüm ilginçliklere bir yenisi daha eklenmişti sadece. "Taaaaak" sesi evin içinde çok uzun süre yankılandı gibi geldi bana. Hani tokalaşırken erken davranıp da elinizi önce uzatmışsanız, beriki elini uzatana kadar geçen saniyeler olduğundan daha uzun gelir ya, ya da tanımadığınız  insanlarla asansördeyseniz... İşte ben de nasıl karşılanacağımı, gerisinde beni neyin beklediğini bilmediğim kapının önünde o, yıllar kadar uzun saniyeleri yaşadım. 
      
                                                            *** 
      
             Senar kapının önünde duran  gencin  yirmibeşinde olduğunu tahmin etti. Tedirgin görünüyordu. 'Eh.. şaşmamak lazım' diye düşündü. 'Burada gördüklerinden sonra'. Aslında; 'gördüğünü sandığı şeylerden sonra' demek daha doğru olurdu. Bu, herkesin başına gelebilecek, sıradan bir tecrübe değildi ki. 
      
                                                            *** 
      
             Kapıyı açtığımda, o, etrafa bakınıyordu. Açık buğday tenli, uzuna yakın orta boyluydu. Sırt çantasını, gelişi güzel ayakları dibine bırakmıştı. Karşımdaki gayet güzel yüzde ilk gözüme çarpan, ne düzgün cildi, ne de sıkıntıyla kenetlenmiş ince dudakları değildi. İlk olarak hafif büyükçe, fakat düzgün bir burnu oldu dikkatimi çeken. Birlikte olduğumuz süre boyunca, onda beni en çok etkileyen taraf, gözleri olmuştur. Bu çocuğun ela gözleri, ayna gibi tüm duygularını yansıtırdı. Aynı, o anda bana bakarken, gözlerinde gördüğüm tedirginlik, şaşkınlık ve sabırsızlık gibi. 
      
             Gözgöze geldiğimiz an yanakları hafifçe kızardı. Huzursuz olduğu anlar, yapmayı adet edindiğini onu tanıdıkça öğrendiğim bir hareketle, parmaklarını dalgalı siyah saçları arasından geçirdi. Burada bulunuşunun nedenini ondan daha iyi biliyordum. Huzursuzluğunu gidermeye hiç de niyetli olmayan bir tavırla, hatta haliyle biraz da eğlenerek, gitgide uzayan saniyelerde konuşmasını bekleyip öylece baktım. 
      
                                                            *** 
      
             Ona ne diyebilirdim ki? Rüya gördüğümü, rüyamda gördüğüm ev burası olduğu için... ve, buraya ayak bastığımdan beri rastladığım inciye benzer beyaz tenli, insanın içini okur gibi bakan siyah gözlü insanların, yoluma devam etmemi, daha önce hiç gelmediğim -gelmemin imkansız olduğu- bu yerde, kalacağım yeri görünce tanıyacağımı söylediklerini ve işte burası da rüyamda gördüğüm ev olduğu için buraya kalmaya geldiğimi mi söylemeliydim? 
      
             Ona bakınca, temelde bana garip gelen tüm olup bitenin, karşımdaki, orta yaşı  geride bırakmış ve burada rastladığım tüm diğerleriyle aynı ten ve anlamlarını kavrayamadığım gözlerle bakan adamı, hiç de şaşırtmayacağını anladım. Orada durmuş, ne deyip, ne yapacağımı bilmez halde aptal aptal bakınırken, beriki konuşmaya niyetli olmadığımı anlayıp, herhangi bir açıklama yapmamı gerekli bulmayarak, gelmemin önceden beri beklendiğini ima edip: 
      
             "Hoşgeldiniz beyefendi. Buyrun. Nihayet gelebildiniz." diyerek, girmem için kenara çekildi. 
              Geçtiğim kapıdan sonra indiğim ormanda rastladığım o adam, sonra müzik çalan o genç, şehirde konuştuğum manav...Şimdi de bu... Hepsi bana burada beklendiğimi söylüyorlardı. Ama bunun nasıl olabileceğini bir türlü anlayamıyordum. Yeşil göğü, mavi ağaçları, cıva yoğunluğundaki toprağı, şişme bot hissi veren taşıyla, hayal dahi edemeyeceğim böyle bir yerde, nasıl bekleniyor olabilirdim ki?

    Arzu Menteşeoğlu

    izedebiyat.com

     


  •  


Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapınız

 

Facebook Yorumları