• 0

    Tek Yaptığım Tiksinerek Korkaklığıma Özürler Bulmak/ Karhozad Filmi Üzerine

    Selin Babila yayınladı

    Hiçlik ve yok oluş üzerine kurulu bir Belâ Tarr filmi, Karhozad.  Film her şeyden vazgeçmiş bir adamın, sürekli gittiği barda şarkı söyleyen kadına âşık oluşu ve onun çaresiz bekleyişi üzerine kuruludur.  Bu bekleyiş felsefi sorgulamalar üzerinden ilerlerken, varoluş sancıları çeken Karrer’in yaşama kayıtsızlığı derin bir yıkıma dönüşür.

    “Kaybedecek bir şeyin yok Karrer, tehlikeye attığın kendi başın. Etrafına bak günde beş kez kokuşmuş barlara gidiyorsun gece de gidip kendi yatağına çöküyorsun… Sonunda hep hüzün vardır.”

     

    Giderken kendi yaşamına dair duyduğu kayıtsızlığı, âşık olduğu şarkıcı kadınla gidermek ister. Ancak ne kadar âşık da olsa, sevdiği kadın uğruna mücadele edecek istenç yoktur kendisinde.  Karrer’in aksine şarkıcı kadındaki yaşama karşı duyulan direnç, Karrer’in çaresizliği üzerinden yıkıcı bir gerçeklik yaratır.

    “Yalnız olduğumu biliyorum hem de sonuna kadar. Ama pes edemem, etmeyeceğim de… Birisi güzelliğe dönmeli, yaşamı tekrar keşfetmeli… İşte burada sen başarısızsın çünkü pes ettin. İçindeki sevgiyi ve erdemi yok ettin. Kötü sona doğru gidiyorsun.  Kimse sevgisiz ve erdemsiz yaşayamaz.”

     

    Hiçlik duygusunun işlendiği kimi sahnelerde, Camus’nün kayıtsızlığı diyaloglar aracılığıyla işlenir. Belki de bu durum varoluşa karşı bir var-olamayışın ya da var olmak istemeyişin temsilidir. Kierkegaard’ın deyimiyle: Tanrı ya da hiçlik önünde yapayalnız olmayı göze alan insanın varoluşuKarrer, âşık olduğu kadınla sevişirken dahi bir kayıtsızlık içerisindedir. Onun için değişeceğini, mücadele edeceğini söylese de bu duruma kendini dahi inandıramaz. Bu var-olamayış hali sahnelerin tümüne işlenir.

     “Delirmekten korkmuyorum. Delilik korkusu bir şeylere sadık kalma anlamına gelebilir. Henüz bir şeye bağlı değilim. Her şeyin bana sadık olmasına rağmen, sadık olduğum bir şey yok… Onlara bakmamı istiyorlar. Nesnelerin olguların çaresizliğine…  Penceremin dışındaki pis köpeğin, kurşini gökyüzünün altında delicesine yağan yağmurda su içişine bakmamı istiyorlar. Acıklı çabalarını izlememi istiyorlar. Herkes mezara girmeden önce konuşmaya çalışıyor.  Zaten düştüler konuşacak zaman kalmadı… Kaderimin daha iyi olacağına umut edecek cesaretim bile yok. Tek yaptığım tiksinerek korkaklığıma özürler bulmak.  Ben bir enkazım, bir şeyler yapmaya cesareti olmayan. “

     

    “İnan bana bir erkeğin yaşamında, sevdiğini kaybetmesinden kötü bir şey yoktur.”

    Senaryosunu ünlü romancı László Krasznahorkai ile birlikte oluşturan Bêla Tar’ın Karhozat filminde; Tarkovsky etkisi hissedilse de yönetmenin kendine has, minimal üslubu dikkat çekicidir.

     

    Sevil Ateş

    sanatkaravani.com


Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapınız